Avrupa'nın cazibe merkezlerinden Barcelona'ya Eylül ayının son haftasında Doğan & Ayaz ailesi olarak seyahat gerçekleştirdik. Hakkında çok şey duyduğumuz, öve öve bitirilemeyen, Catalan kültürünün merkezi Barcelona'ya karşı kayıtsız kalamazdık. Gaudi'ye ve La Sagrada Familia'ya FC Barcelona'ya, Picasso'ya ve Puyol'a vefa borcumuzu ödemeye gitmeliydik.
Birisiyle tanışırken yaşadığım duygulara paralel olarak, bir kente de ilk defa geldiğimde ilk izlenime önem veririm. Bu yüzden de hava limanından otele kadar süren kısa yolculukların kent, kültür ve yaşam hakkında bir çok gözleme fırsat vereceğini düşünür ve ipuçlarını takip etmeye bakarım. Trafik problemi olmadan bir ulaşım, geniş ve ağaçlı caddeler, dörtgen yerine sekizgen formda mimari, yüksek olmayan binalar, spor yapan, köpeğini gezintiye çıkaran, bisiklete binen, minik cafede kitabını okuyan insanlar... İşte bunlar hep Barcelona...
La Rambla için Barcelona'nın İstiklal Caddesi diyebiliriz. Restaurantları, sokak içine atılmış masalarıyla mini cafeleri, mağazaları ile turistlerin en uğrak noktalarından birisi. Catalan meydanından Colombus anıtı ile denize kadar uzanan bu ağaçlı ve geniş bulvarın etrafında, meydanlar ve aklımızı başımızdan alan kapalı pazar La Bouqieria var.
*** La Rambla
La Boqueria'da gerek Akdeniz'e özgü, gerekse tropik meyvelerin olduğu rengarenk tezgahlı manavlar, şekerlemeleri ve çerezleri ile iştah kabartan kuru yemişçiler, çeşit çeşit peynirler ve farklı yöntemlerle işlenmiş / kurutulmuş etlerin bulunduğu şarküteriler, deniz kabuklularının pırıl pırıl parladığı balıkçılar var.
Böylesine bir yere girilir de açılan iştaha engel olunabilir mi? Olunamaz... Catalan dostlarımız da bunu biliyor olacak ki ayak üstü atıştırmalık mekanları da kapalı pazar yerinin içine serpiştirmişler. Ayak üstü dediğime bakmayın, tazelik ile lezzet bütünlüğünde müşterilerini oldukça mutlu ettikleri için yer bulmak oldukça zor. Deniz ürünleri üzerine bir çok alternatif tapas ve yemeklerin bulunabildiği bu mekan sonradan tekrar gitmeyi en çok istediğimiz yer oldu.
Tapas demişken, bizim mezelerimizin tapaslara fark atacağını da ekleyelim. Zeytinyağlı ve fesleğenli domates söğüşün bile bir tapas sayıldığı yerde, çeşitlilik olarak tapas ancak lezzet olarak meze. Ayrıca fotoğraflarda görünen, kuzu toynağına benzeyen ve genellikle İspanya'da çıkarılan deniz kabuklusu Percebe dikkatimizi çekti. Bir dahaki sefere tadına bakmak kaydı ile tezgahtan uzaklaşırken, fiyatlara bakarak "İspanya'da deniz ürünleri çok ucuzmuş ya" söylemini de gülümseyerek anımsadık.
Denizi olan kent güzeldir derler ya, ben bu önermeyi bir adım daha ileriye taşıyor ve "Marinası, limanı ya da balıkçı barınağı olan kent güzeldir" diyorum. Bir marina, bir balıkçı barınağı tıpkı kediler için olduğu gibi denizciler için de bir umuttur, bir evdir, bir sığınaktır... Barcelona ise hem büyük bir ticari limanı hem de geniş bir marinası olan denizde de yaşayan bir kent.
*** Castell de Montjuic'ten Barcelona Limanı
Daha önceden sanayi bölgesi olan ancak olimpiyatlar ile birlikte yeniden düzenlenen
Port Olimpic ise gündüz plajları ve restaurantları ile, gece ise eğlence klüpleri ile oldukça hareketli. Kısacası 24 saat Barcelona'nın cazibe merkezi. Buradaki molamızı
Shoko'da veriyoruz.
*** Barcelona'da plajlar hep böyle canlı (Eylül Sonu)
*** Sangria ile serinliyoruz
*** Sahanda Paella
Paella konusunda hassasım... Hassasız. Bu yüzden bunu işin merkezinde Valencia'da yemek lazım. İçindeki taze deniz ürünlerine diyeceğim yok hepsi çok leziz; ancak pirinçli kısmını Midpoint'te daha iyi yaptıklarını söyleyebilirim. (Shoko'daki şefe selam ederim ;) kıps)
Barcelona'da en çok sevdiğimiz diğer bir yer ise Gotik mahalle oldu. Daracık sokakları, minicik restaurant ve cafeleri ile her daim kalabalık, Barcelona'nın kısmen eski yerleşim yeri. Burada kaybolmak bile keyifli.
*** Catedral de Barcelona
Klasik bir Barcelona gezi yazısında Gaudi'nin başyapıtı aynı zamanda dünyanın en uzun süren şantiyesi La Sagrada Famila'dan bahsetmeden geçmek olmaz. Ama ben bahsetmeyeceğim. Projenin bitirilmemesi, nesilden nesile form değiştirmesi bence mükemmel bir pazarlama stratejisi. Bu strateji işe yaramış olacak ki, Barcelona seyahatimiz boyunca 3 kez bu görkemli yapıta gittiğimizi söyleyebilirim.
Gelelim Gaudi'nin yaratıcılığı ve Güell ailesinin zenginliği ile birleştiği Parc Güell'e... Türkiye'de olsa yerine AVM yapılma tehlikesi olan bu park şehrin nefes aldığı bir çok noktadan birisi. İşinde botanik çeşitliliğin yanı sıra Gaudi imzalı mimari eserlerin bulunduğu park aynı zamanda şehre de hakim bir noktada bulunduğu için panoromik bir manzaraya da sahip. Düz formlarla arası iyi olmayan Gaudi'nin bu yüzeyleri seramikle kaplama sevdası da kendine özgü doku yaratması da bu park ile birlikte başlar.
Barcelona'nın simgelerinden meşhur kertenkele de bu parktadır, ama tahminlerden küçüktür. Diğer taraftan seramiklerle yaratılan bu dev yapboz insanı büyüler. Her an bir deliğe girip Alice'in peşinden bu harikalar dünyasının devamına seyahat edilecekmiş hissi verir. Masalsı ve gerçeküstüdür.
Gaudi'nin bir diğer şaheseri Casa Batllo girişi fil ayaklarına, ahşap merdivenleri dev bir canlının omurgasına, balkonları balo maskesine, duvarları salyangoz kabuğuna, kapıları kaplumbağa kabuğuna, çatısı tarih öncesi dev bir dinozorun sırtına benzeyen organik mimarinin eşsiz bir örneğidir.
Seyahatseverler için kısa notlar:
Müzeler: Barcelona'da kaldığımız süre boyunca Miro ve Picasso müzelerini de ziyaret ettik. Picasso'nun eserlerinin çok az bir kısmının, önemli eserlerinin ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadarının bu müzede olması ciddi bir hayal kırıklığı uğrattığını söyleyebilirim. Picasso'yu görmek için Paris'e ya da New York'a gitmelisiniz.
Miro ise zamanının ötesinde bir isim olarak her eseri ile bizi şaşırtmayı başardı. Barcelona dışındaki Dali müzesi de gezi planına dahil edilebilecek yerler arasında.
Gaudi'nin tasarladığı Casa Mila ve Casa Vicens görülmesi gereken birbirinden güzel iki eser.
*** Casa Mila
*** Casa Vicens
Gereksiz yerler: Castell de Montjuic, görmek için vakit harcamaya değmez, onun yerine Catalan kültür müzesini tercih edebilirsiniz. Ayrıca sakın ola ki finüküler ya da teleferik kullanmayın. Taksiden pahalı ve çok kısa mesafelerde ulaşım sağlıyor.
Ayrıca Hard Rock Cafe Barcelona, yemek yemek için en son tercihiniz olsun. Zira yemek ile pek araları yok.
Biz bulunduğumuz sürece meşhur festivalleri vardı. Renkli görüntülere denk gelsek de özellikle de tatil planınızı bu festivale göre ayarlamanıza gerek yok.
Keşif: 7000+ restaurantın bulunduğu kentte bizim için bir lezzet keşfi diyebiliriz. Servisi ve ambiyansını da es geçmeyelim.
Restaurante Asador de Aranda süt kuzu üzerine nefis bir restaurant. Üzgünüm ama böyle...
Son olarak Camp Nou'da FC Barcelona maçına giderek sanırım ölmeden önce yapılması gerekenler listemden bir maddeyi daha çıkarmış oldum. Seyahatimizdeki en eğlenceli aktivite olduğunu söylesek yalan söylemiş olmayız. 4-1 biten Real Sociedad maçının nasıl geçtiğini gerçekten de anlamadık. Ve evet çok pas ile bizi bile yordular ama TV'de göründüğü kadar da hızlı futbol oynamıyorlar, Messi topu almadan koşmuyor, Neymar uyumsuz, Xavi ve Iniesta ise aynı beynin yönettiği iki ayrı organ gibi. Taraftarın çoğu turist olduğu için tezahürat yok, ruh da yok. Ancak her şey çok düzenli ve maça 15 dk kala stada gelmemize rağmen 5 dk kala yerimize oturduk ve problemsiz bir şekilde maçı izledik.
Ne diyelim, darısı El-Classico'nun başına...