23 Kasım 2013 Cumartesi

Bir Pazarlama Harikası Olarak Barcelona

Avrupa'nın cazibe merkezlerinden Barcelona'ya Eylül ayının son haftasında Doğan & Ayaz ailesi olarak seyahat gerçekleştirdik. Hakkında çok şey duyduğumuz, öve öve bitirilemeyen, Catalan kültürünün merkezi Barcelona'ya karşı kayıtsız kalamazdık. Gaudi'ye ve La Sagrada Familia'ya FC Barcelona'ya, Picasso'ya ve Puyol'a vefa borcumuzu ödemeye gitmeliydik. 

image

Birisiyle tanışırken yaşadığım duygulara paralel olarak, bir kente de ilk defa geldiğimde ilk izlenime önem veririm. Bu yüzden de hava limanından otele kadar süren kısa yolculukların kent, kültür ve yaşam hakkında bir çok gözleme fırsat vereceğini düşünür ve ipuçlarını takip etmeye bakarım. Trafik problemi olmadan bir ulaşım, geniş ve ağaçlı caddeler, dörtgen yerine sekizgen formda mimari, yüksek olmayan binalar, spor yapan, köpeğini gezintiye çıkaran, bisiklete binen, minik cafede kitabını okuyan insanlar... İşte bunlar hep Barcelona...

image

La Rambla için Barcelona'nın İstiklal Caddesi diyebiliriz. Restaurantları, sokak içine atılmış masalarıyla mini cafeleri, mağazaları ile turistlerin en uğrak noktalarından birisi. Catalan meydanından Colombus anıtı ile denize kadar uzanan bu ağaçlı ve geniş bulvarın etrafında, meydanlar ve aklımızı başımızdan alan kapalı pazar La Bouqieria var.

image
*** La Rambla
image
image
image
image

La Boqueria'da gerek Akdeniz'e özgü, gerekse tropik meyvelerin olduğu rengarenk tezgahlı manavlar, şekerlemeleri ve çerezleri ile iştah kabartan kuru yemişçiler, çeşit çeşit peynirler ve farklı yöntemlerle işlenmiş / kurutulmuş etlerin bulunduğu şarküteriler, deniz kabuklularının pırıl pırıl parladığı balıkçılar var. 

image
image

Böylesine bir yere girilir de açılan iştaha engel olunabilir mi? Olunamaz... Catalan dostlarımız da bunu biliyor olacak ki ayak üstü atıştırmalık mekanları da kapalı pazar yerinin içine serpiştirmişler. Ayak üstü dediğime bakmayın, tazelik ile lezzet bütünlüğünde müşterilerini oldukça mutlu ettikleri için yer bulmak oldukça zor. Deniz ürünleri üzerine bir çok alternatif tapas ve yemeklerin bulunabildiği bu mekan sonradan tekrar gitmeyi en çok istediğimiz yer oldu.

image
image
image
image

Tapas demişken, bizim mezelerimizin tapaslara fark atacağını da ekleyelim. Zeytinyağlı ve fesleğenli domates söğüşün bile bir tapas sayıldığı yerde, çeşitlilik olarak tapas ancak lezzet olarak meze. Ayrıca fotoğraflarda görünen, kuzu toynağına benzeyen ve genellikle İspanya'da çıkarılan deniz kabuklusu Percebe dikkatimizi çekti. Bir dahaki sefere tadına bakmak kaydı ile tezgahtan uzaklaşırken, fiyatlara bakarak "İspanya'da deniz ürünleri çok ucuzmuş ya" söylemini de gülümseyerek anımsadık.

Denizi olan kent güzeldir derler ya, ben bu önermeyi bir adım daha ileriye taşıyor ve "Marinası, limanı ya da balıkçı barınağı olan kent güzeldir" diyorum. Bir marina, bir balıkçı barınağı tıpkı kediler için olduğu gibi denizciler için de bir umuttur, bir evdir, bir sığınaktır... Barcelona ise hem büyük bir ticari limanı hem de geniş bir marinası olan denizde de yaşayan bir kent. 

image
image
image
*** Castell de Montjuic'ten Barcelona Limanı

Daha önceden sanayi bölgesi olan ancak olimpiyatlar ile birlikte yeniden düzenlenen Port Olimpic ise gündüz plajları ve restaurantları ile, gece ise eğlence klüpleri ile oldukça hareketli. Kısacası 24 saat Barcelona'nın cazibe merkezi. Buradaki molamızı Shoko'da veriyoruz.

image
*** Barcelona'da plajlar hep böyle canlı (Eylül Sonu)
image
*** Sangria ile serinliyoruz
image
*** Sahanda Paella
image

Paella konusunda hassasım... Hassasız. Bu yüzden bunu işin merkezinde Valencia'da yemek lazım. İçindeki taze deniz ürünlerine diyeceğim yok hepsi çok leziz; ancak pirinçli kısmını Midpoint'te daha iyi yaptıklarını söyleyebilirim. (Shoko'daki şefe selam ederim ;) kıps)

Barcelona'da en çok sevdiğimiz diğer bir yer ise Gotik mahalle oldu. Daracık sokakları, minicik restaurant ve cafeleri ile her daim kalabalık, Barcelona'nın kısmen eski yerleşim yeri. Burada kaybolmak bile keyifli.

image
image
image
image
*** Catedral de Barcelona
image
image

Klasik bir Barcelona gezi yazısında Gaudi'nin başyapıtı aynı zamanda dünyanın en uzun süren şantiyesi La Sagrada Famila'dan bahsetmeden geçmek olmaz. Ama ben bahsetmeyeceğim. Projenin bitirilmemesi, nesilden nesile form değiştirmesi bence mükemmel bir pazarlama stratejisi. Bu strateji işe yaramış olacak ki, Barcelona seyahatimiz boyunca 3 kez bu görkemli yapıta gittiğimizi söyleyebilirim.

image
image
image
image
image
image
image

Gelelim Gaudi'nin yaratıcılığı ve Güell ailesinin zenginliği ile birleştiği Parc Güell'e... Türkiye'de olsa yerine AVM yapılma tehlikesi olan bu park şehrin nefes aldığı bir çok noktadan birisi. İşinde botanik çeşitliliğin yanı sıra Gaudi imzalı mimari eserlerin bulunduğu park aynı zamanda şehre de hakim bir noktada bulunduğu için panoromik bir manzaraya da sahip. Düz formlarla arası iyi olmayan Gaudi'nin bu yüzeyleri seramikle kaplama sevdası da kendine özgü doku yaratması da bu park ile birlikte başlar.
Barcelona'nın simgelerinden meşhur kertenkele de bu parktadır, ama tahminlerden küçüktür. Diğer taraftan seramiklerle yaratılan bu dev yapboz insanı büyüler. Her an bir deliğe girip Alice'in peşinden bu harikalar dünyasının devamına seyahat edilecekmiş hissi verir. Masalsı ve gerçeküstüdür.


Gaudi'nin bir diğer şaheseri Casa Batllo girişi fil ayaklarına, ahşap merdivenleri dev bir canlının omurgasına, balkonları balo maskesine, duvarları salyangoz kabuğuna, kapıları kaplumbağa kabuğuna, çatısı tarih öncesi dev bir dinozorun sırtına benzeyen organik mimarinin eşsiz bir örneğidir.


Seyahatseverler için kısa notlar:
Müzeler: Barcelona'da kaldığımız süre boyunca Miro ve Picasso müzelerini de ziyaret ettik. Picasso'nun eserlerinin çok az bir kısmının, önemli eserlerinin ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadarının bu müzede olması ciddi bir hayal kırıklığı uğrattığını söyleyebilirim. Picasso'yu görmek için Paris'e ya da New York'a gitmelisiniz.
Miro ise zamanının ötesinde bir isim olarak her eseri ile bizi şaşırtmayı başardı. Barcelona dışındaki Dali müzesi de gezi planına dahil edilebilecek yerler arasında. 
Gaudi'nin tasarladığı Casa Mila ve Casa Vicens görülmesi gereken birbirinden güzel iki eser.
*** Casa Mila
*** Casa Vicens

Gereksiz yerler: Castell de Montjuic, görmek için vakit harcamaya değmez, onun yerine Catalan kültür müzesini tercih edebilirsiniz. Ayrıca sakın ola ki finüküler ya da teleferik kullanmayın. Taksiden pahalı ve çok kısa mesafelerde ulaşım sağlıyor.
Ayrıca Hard Rock Cafe Barcelona, yemek yemek için en son tercihiniz olsun. Zira yemek ile pek araları yok.
Biz bulunduğumuz sürece meşhur festivalleri vardı. Renkli görüntülere denk gelsek de özellikle de tatil planınızı bu festivale göre ayarlamanıza gerek yok.

Keşif: 7000+ restaurantın bulunduğu kentte bizim için bir lezzet keşfi diyebiliriz. Servisi ve ambiyansını da es geçmeyelim. Restaurante Asador de Aranda süt kuzu üzerine nefis bir restaurant. Üzgünüm ama böyle...


Son olarak Camp Nou'da FC Barcelona maçına giderek sanırım ölmeden önce yapılması gerekenler listemden bir maddeyi daha çıkarmış oldum. Seyahatimizdeki en eğlenceli aktivite olduğunu söylesek yalan söylemiş olmayız. 4-1 biten Real Sociedad maçının nasıl geçtiğini gerçekten de anlamadık. Ve evet çok pas ile bizi bile yordular ama TV'de göründüğü kadar da hızlı futbol oynamıyorlar, Messi topu almadan koşmuyor, Neymar uyumsuz, Xavi ve Iniesta ise aynı beynin yönettiği iki ayrı organ gibi. Taraftarın çoğu turist olduğu için tezahürat yok, ruh da yok. Ancak her şey çok düzenli ve maça 15 dk kala stada gelmemize rağmen 5 dk kala yerimize oturduk ve problemsiz bir şekilde maçı izledik.
Ne diyelim, darısı El-Classico'nun başına...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Geçen Sezonun Ardından...


2012 yazının çabuk geçtiği konusunda hemfikiriz sanırım... Kısa kısa "en"leri paylaşmak istedim:

Çeşme mi Bodrum mu? Çeşme, çünkü Bodrum gereksiz kalabalık ve gün geçtikçe karakterini yitiriyor, Çeşme ise Ege'ye özgü hatta İzmir'e özgü. Ayrıca evimin önünden Çeşme'ye otoban var ama Bodrum yolu ne yazık ki hala ızdırap verici...

Sezonun yazlık mekanı: Bodrum ve Çeşme haricinde bulunduğumuz Göcek, Kalkan, Dalyan, Akyaka, Didim, Kuşadası arasında ön plana Kalkan çıktı... Renkli gece hayatı, bol alternatifli restaurantları, butikleri, serin ama berrak denizi ile Kalkan bir adım öne çıkarken, hareketten yoksun Göcek geri planda kaldı.

Sezonun oteli: Kalkan Caretta Butik Otel. Manzarası ile Santorini'yi andıran otel bizi çok etkiledi. 12 ve 13 numaralı odaların terasları eşsiz. Bu otel de başlı başına bir yazıyı hak ediyor.



Sezonun sahili: Kalkan ile Kaş arasında Kalkan'a sadece 8km mesafedeki Kaputaş plajı eşsiz güzellikte. 48,5 derecede inip çıkmanız gereken 189 basamak ise gülü seven dikenine katlanır deyişini hatırlatır nitelikte. Ölüdeniz ise kalabalığı ve katlanılmaz sıcağı ile hayal kırıklığı yarattı.



Sezonun aktivitesi: Kesinlikle kiteboard! Akyaka bu konuda dünyanın sayılı noktalarından. Bize de bu kadar yakınken başlayalım dedik ve başladıktan sonra da neden bunca zamandır başlamadığımız konusunda kendimizi sınadık. Göründüğünden hem daha zor hem daha eğlenceli bir spor. Yüksek konsantrasyon gerektirdiği için zihin arındırma konusunda da çok faydalı.



Sezonun balıkçısı: Çeşme'deki Ferdi Baba'yı sollayacak yeni favorim Sait. Bodrum Yalıkavak'ta bir lezzet deryası Sait. Zengin balık çeşitlerinin yanı sıra deniz kabuklularında da çok iddialı. Bunun ile ilgili özel bir yazı yazmayı düşündüğüm için şimdilik bu bölümü kısa geçeceğim. Ama tiger karidesler inanılmaz...

Sezonun eğlencesi: Çeşme'de yaptığımız ev partisi. Hem içeriği, hem katılımı, hem alkol dozajı, hem 90'lar teması hem de Çiftlikköy esintisi ile muhteşemdi. Ne yazık ki bize özel olduğu için tekrarı da yok.

Sezonun hayal kırıklığı: Kesinlikle Zaz Konseri... Fransızca bilmememizin etkisi olduğunu düşünsek de, Fransızca bilen arkadaşlarımızın da bize katılıyor olması, bu tezi çabuk çürüttü. Zaz enerjisini seyirciye genel olarak yansıtamadı (@Babylon Aya Yorgi, Çeşme)

Sezonun içkisi: Tropik havası ile yaza serinlik katan Malibu-Anans.

Sezonun gece klübü: Kesinlikle Bodrum Marina Yacht Club... Fatih Erkoç, Zeynep Casalini gibi canlı performanslar ile de çok iyi bir dinleti mekanı olduğunu da ayrıca belirteyim. 

En iyi marina: Gece hareketliliği ile Çeşme Marina, performans mekanı ile Milta Bodrum Marina, tekne çeşitliliği ile Göcek Marina, lüks tüketime yönelik nokta atış mekanları ile Bodrum Yalıkavak Pal Marina, doğal güzelliği ile Marmaris Orhaniye Martı Marina öne çıktı. İzmir Levent Marina ise yazın son keşfi oldu. 

En iyi yelkenli: 2012'nin en iyi yelkenlisi seçilen Vertigo'nun kardeşi Mondango... eşsiz bir süper yelkenli.... 56m'lik su boyu ile dev bir jilet...



En iyi motorboat: Çeşme Aya Yorgi koyu açıklarında görüp fotoğrafını çekmeye fırsat bulamadığım tekne yerine fotoğrafını çekebildiğim mansiyon ödüllü tekneyi paylaşayım. O bir Magellano, by Azimut.


2013'ün daha uzunmuş hissi veren bir yaz getirmesi dileğiyle... :)